Son Yazılarım:
Yükleniyor...
Linux kullanmaya başlayalı yaklaşık 1 yıl oldu. Fakat c#'a heves salmam ve biraz da üniversitede kazandığım bölümde kullanmam muhtemel programlar nedeni ile Linux'e veda kararı aldım. Windows'a geri döndüm. Artık Linux kullansam bile sanal makineden ileriye gitmeyecek. Bu 1 yıllık tecrübelerimi ise sizlerle kısa kısa paylaşmaya karar verdim.

Olumlu Taraflar:

Linux'ün belki de en olumlu ve insanı en teşvik edici yanı çoğu Linux sürümünün tamamen gönüllüler tarafından yapılması ve bu iş karşılığında bir para teklif edilmemesi. Her şey gittikçe para olurken böylesine bir sistemin sizden hiç bir ücret verilmeden sunulması insanı gerçekten büyük teşvik ediyor.
Bunun yanı sıra driverlerde hiç bir sorun olmadan kurulması, benim oynadığım (Cs:go, ETS2, Lef4 dead serisi vb) desteklemesi ise diğer büyük artılarında. Oyunlarda herhangi bir performans düşüşü olmaması tam aksine gerekten Linux düşünülerek yazılmış oyunlarda az da olsa fps artışı da oyunlar konusunda diğer artılarındandı.

Olumlu tarafları tabii ki bunlarla da sınırlı değildi. Çoğu Linux sürümünün arkasında büyük bir desteğinin bulunması ve forum sitelerinde sizlere yardımcı olmak için bekleyen onlarca insanın olduğunu bilmenizin de Linux kullanırken size büyük bir güven duygusu verdiğini söyleyebilirim. Ne zaman bir problemim olsa Linux dağıtımımın (Ubuntu) forumunda kısa sürede bu sorunlarıma çözüm bulundu. 

Belki de en büyük diğer +sı tabii ki güvenlik. Gerek açık kaynaklı bir sistem olması gerekse de çok kullanılmaması sebebi ile kötü amaçlı yazılımların hiç bir zaman ilk hedefi Linux olmuyor. Bu nedenle de kötü amaçlı yazılımlar ile sürekli uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz. Kullandığım süre boyunca hiç bir virüs ile uğraşmak zorunda kalmamam ve bilgisayarımın tüm kaynaklarını sömüren virüs programları kullanmak zorunda olmamam büyük bir avantajdı.

Avantaj olarak on bahsede bileceğim konu ise sistemin zamanla şişip yavaşlamaması olur. Linux asla zaman geçtikçe yığılan gereksiz belgeler ile hantallaşmıyor ve yeniden yüklememiz gibi bir derdimiz olmuyor. 1 Yıl süre boyunca sürekli farklı programlar kurup kaldırarak, yeni çıkan programları deneyerek kullandığım halde ne açılış - kapanışında ne de kullanımımda bir sorun yaşatmadı.

Olumsuz Tarafları:

Olumsuz tarafları açıkça söylemek gerekirse bundan 5-10 yıl öncesine göre yok denecek kadar az. Driver konusunu olumlu kısımda belirtsem de sürücümümüzü tanımaması durumunda bizi biraz sıkıntılı vakitler bekliyor oluyor. Her ne kadar biraz uğraştıktan sonra bir daha sorun yaşamasanız ve çoğu sürücünüzü tanısa da eğer tanımazsa biraz uğraşacağınızı şimdiden söyleye bilirim.

Diğer olumsuz tarafı ise tabii ki maalesef desteklemeyen oyun ve programlar. Ben çok oyun oynamayan biri olduğum için oyun konusunda çok sıkıntı yaşamasam da eski - yeni tüm oyunların sıkı takipçisi iseniz Linux sizi bu durumda üzebilir. Aynı şekilde benim de Linux'ü bırakma sebebim olan zorunlu olarak kulllandığımız programlar da bir büyük belamız. Play On Linux ve WineHQ gibi programlar sayesinde Windows uygulamalarını Linux üzerinde çalıştırabiliyor olsak da bu programlar da her zaman muhteşem sonuçlar çıkarmıyor. Ve bir çok programı çalıştıramıyor. Bu nedenle kullandığınız uygulama direk olarak destek vermiyorsa ve WineHQ gibi programlar da programınızı çalıştırmaya yetmiyorsa elinizden bir şey gelmiyor.

==> Benim yaşadığım bir sorun ve tabii ki olumsuz yönlerinden birisi de Asus N550jk model bir laptop kullanıyorum ve bilgisayarımın yanında harici bir subwoofer veriliyor. Bu subwoofer Windows'da iken tabii ki adının hakkı olarak sadece bassları vermekle uğraşırken maalesef Linux onu sıradan bir hoparlör gibi görüyor ve tüm sesleri ondan vermeye devam ediyor. Bunun Linux için olan bir driveri olmadığı  ve bir çok forumda paylaşıp denilen her şeyi yapmama rağmen bir çözüm bulamadığım için en çok kafama takılan konulardan birisi olmuştu. Laptop üzerinde bu sobwoofer için ayrı bir port olmasına ve Windows'da bunu taktığım an zengin bir ses deneyiminin beni beklediğini bildiğimden Linux'de en çok sorun ettiğim durum bu olmuştu. Aynı şekilde Asus'un laptop ile verdiği Asus Console, ASus GPU Tweak, ROG Gaming Center, Audio Wizard gibi programlar, bunların yanında Nvidia Geforce Experience, Notebook Fan Control gibi uygulamaların da olmaması da bir diğer sorunumdu. Tabii bu sorunlar bana özgü olduğu için ve kullanım sırasında çok da büyük bir sorun yaratmadığı için olumsuz sayılır mı bilemedim. Ama bu tür kullanımı kolaylaştıran, kolay yolla overclock imkanı sağlayan, müzik deneyimini en üste çıkartan uygulamaların olmaması ister istemez insanı üzüyor. 

isgnedir Sitesinin sahibi Yener Keskin ile yaptığım kısa röportaj;






1) Blog yazmaya nasıl başladınız ?
90'lı yılların sonlarından itibaren internet ve bilgisayar dünyası ile iç içeyim. Webmaster değilim ancak internet ve bilgisayar bilgimi paraya dönüştürmenin bir yolunu her zaman buldum. e-ticaret gibi girişimlerin yavaş yavaş yüksek sermayeli büyük firmaların tekeline girmesiyle beraber ürün değil bilgiyi pazarlamanın yeni gelir kapısı olduğunu düşünmeye başladım ve bu doğrultuda adımlar atarak belirli konularda yani niş bloglar yazmaya karar verdim. Şu anda düzenli olarak 5 farklı blog yazıyorum.

2) Herkese blog yazmayı önerir misiniz ?
Blog yazmak yani yazmak kolay değildir. Bunun için insanın kendisini yazarak ifade edebilme yeteneğinin olması gerektiğini düşünüyorum. Kimi yazarak daha iyi ifade ederken kimi de şarkı söylerken daha iyi ifade eder. Blog yazmayı, kendisini yazarak ifade etme ihtiyacı duyan herkese öneriyorum.

3) Blog yazarken karşılaştığınız zorluklar nelerdi ? Bunları nasıl aştınız ?
Teknik anlamda yeterli bilgiye sahip değilim. Özellikle kodlama konusunda zaman zaman zorluk çektim ve hala da çekiyorum. Neyse ki bu konuda da bol miktarda yerli/yabancı blog olduğu için aradığımı rahatlıkla bulup sorunumu çözebiliyorum. Bunun yanında zaman zaman içerik üretme adına tıkandığım dönemler oluyor. Sonuçta blog yazmak haricinde düzenli işi ve sosyal hayatı olan biriyim, blog yazmaya her zaman aynı ilgi ve zamanı ayırmak zor oluyor. Ancak bunu blog yazılarımı bir düzene oturtarak çözdüm. Kendimce gizli bir yazım algoritması geliştirdim diyebilirim.

4) Neden blog yazıyorsunuz ?
Blog yazmamın iki nedeni var. İyi bildiğim konularda insanları bilgilendirmek ve bunu yaparken para kazanmak. Yazdığım blogların hepsi bilgi içerikli bloglar. Bana ulaştığınız blog daha doğrusu site isgnedir.com iş sağlığı ve güvenliği üzerine bir site. Zaten profesyonel mesleğim de bu. Diğer sitelerim ise çok iyi bildiğim 2 hobi, iyi bildiğim bir tatil beldesi ve daha önce yaptığım bir iş üzerine. Yani tüm sitelerimde bilgilerimi insanlara aktarıyorum.

5) Çevrenizde sizden görüp/etkilenip blog yazmaya başlayan oldu mu ?
Sanırım hiç olmadı.

6) Blog yazmaya başladığınızda çevrenizin tepkisi ne oldu ?
Blog yazdığımı sosyal çevremde ilan etmiyorum. Zaten aktif bir sosyal medya kullanıcısı da değilim. Dolayısıyla çevremde blog yazdığımı bilen kişi sayısı çok az. Bilenler de genelde detaylı sormuyorlar. Önemli olan aradığını bloglarımda bulan kişilerin düşünceleri. Onlar da genel olarak olumlu.

7) Blog yazısına başlamadan önce yaptığınız hazırlığı kısaca anlatır mısınız ?
Blog yazma algoritmam olduğunu söylemiştim. Genelde blog açarken yazacağım konuları ve alt konularını belirler, taslak halinde kaydederim. Bloglarımın hepsi hakkında bilgi sahibi olduğu için yazı iskeletini kendi bilgilerimle kuruyorum. Tabi insanların bu konuda neler aradığı, diğer sitelerin konuya nasıl yaklaştığını da inceliyorum.

Bir çok yazım bir süre taslak halinde kalıyor. Daha sonra tüm bu bilgiler ve incelemeler bir araya gelip 5-10 dakika içinde blog yazısı halini alıyorlar. Daha doğrusu ben zaten yazıları zihnimde oluşturuyorum, ilk fırsatını bulduklarında yazıya dökülüyorlar. Yayınlamadan önce bazen 1-2 saat bazen de 1-2 gün dinlenmeye bırakıp son halini veriyorum ve yayınlıyorum.


  Her gün özellikle de sosyal medya da karşımıza onlarca haber yada yüzlerce yıldır keşfedilememiş ama o gün keşfedilmiş gibi yayınlanan bilgiler çıkıyor. Çoğu kişide bunları hiç araştırmadan inanıyor. Fakat size şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki bu gönderilerin çoğu ya yalan yada abartılmış haberler. Bu nedenle asla gördüğünüz yazıya inanmayın.
Bu yazılardan başlıcaları zaten "Kansere çözüm bulundu", "Ölmeniz için şöyle yapıyorlar", "Bu ülke bizi kontrol ediyor, bizi izliyor", "Facebook yeni karar aldı" vb şeklinde oluyor. Artık böyle bir haber gördüğünüz an okumaya bile zahmet etmeden direk şikayet etmeniz Hem sosyal ortamları hem de interneti temizlemeniz için iyi olacaktır. Özellikle de yıllardır herkesin bildiği ömrü uzattığı düşünülen vb bitkileri "aha ölümsüzlük bulundu",  "artık kanser olmayacağız" vb şeklinde sunup insanları tamamen kandırmaya çalışan büyük-küçük siteler ise ayrı bir kesim. Bunlar ise yalan değil ama abartılmış oluyor ve yaptıklarını gayet normal sanıyorlar. Bilmiyorlar ki o hastalığı yaşayan adam bunu görünce nasıl bir umuda kapılıyor sonrasında o bir tane tık almak için yazdığın o abartılmış, süslenmiş özü boş olan haberin onu nasıl üzüyor.

   Sizlerden bu konuda dediğim gibi bilinçli olmanızı ve okuyup başlıkla hiç bir ilgisi olmayan haberi hiç bir yere şikayet edemiyorsanız bile gördüğünüz sosyal platforma şikayet edin. Bunun yanında bir yerde gördüğünüz habere yada bir gönderiye asla araştırmadan, soruşturmadan, doğruluğundan emin olmadan inanmayın. Zaten böyle büyük bir olay olmuş olsa hiç bir yerde duymasanız haberlerde çıkacağını unutmayın.
Bitcoin bölündü, fiyatı (yazıyı yazdığm tarih itibari ile sizo kurken değişmiş olabilir) 10.000 tl'yi aştı. Peki bunlar ne anlama geliyor? Bundan sonra ne olacak? Bölünme ne anlam ifade ediyor.  Tüm bunların cevabına gelin hep birlikte bakalım.

Bitcoin'in Fiyatı Ne Oldu Ne Olacak;

Yazıyı yazdığım saat ve gün itibari ile şu anda 15.000 tl'yi geçti.  Buradan çıkarabileceğimiz en iyi sonuç BTC'nin fiyatını kesinlikle tahmin edemeyeceğimiz oluyor çünkü çoğu kişi segwit döneminde BTC'nin hızla düşeceğini söylüyordu. Güvenli bir zamana gelene kadar bu düşüşün devam edeceğini bildiriyordu tabii zıddını söyleyenler de vardı ama bu kadar yükseleceğini okuduğum yazı neredeyse yoktu. Tabii buradan hareketle de ne olacağı konusunda da bir tahminde bulunmak imkansız.

Neden Bitcoin Alıp Satamıyorum ?

Her yerde olmasa da bir çok sitede BTC alım satımı swgwit dönemi nedeni ile olası tüm durumlara karşı durduruldu. Güvenli bir hale gelip, paralarınızın riske girmeyeceği bir düzlüğe ulaştığında ise bu durum ortadan kalkacak ve istediğiniz gibi alıp satmaya devam edebileceksiniz. 

Bitcoin Neden Bölündü?

Bunun sebebi çok basit. Bir kesim BTC'nin blok boyutlarının sabit kalmasını gerektiğini söylerken bir kısım daha hızlı işlemler için artması gerektiğini söyledi. Durum böyle olunca da aynı kalsın diyenler Bitcoinle yollarına devam ederken. Artsın diyenlerde Bitcoin Cash'ı oluşturdu.

Bitcoin Bölündü De Ne Oldu?

En çok konuşulan konulardan ve üzerine doğru-yanlış bir çok yazı yazılan bir konuda bu. Bitcoin(BTC), Bitcoin ve Bitcoin Cash olmak üzere ikiye ayrıldı. Bir çok kişi de bunu BTC'nin sonu olarak yorumladı fakat aslında durum bu değil. Artık Bitcoin btc olarak yoluna devam ederken birde ona kardeş eklendi ve o da Bitcoin Cash olarak yoluna devam edecek. Bunun sebebi ise artık BTC'nin aşırı ilgi görmesi nedeni ile aşırı şişmesi ve işlemlerin çok gecikmesi idi.

Kısaca maddelemek gerekirse;
  1. Bitcoin 2'ye bölündü.
  2. Bitcoin'in çoğu yerde yazan gibi sonu gelmedi.
  3. Bitcoin cash ortaya çıktı.

Bitcoin Cash Nedir? Onda Durum Neler?

BitCoin cash'de abisi gibi hızla büyüdü ve 200 dolar seviyelerini hızla geçti. Borsalardan bazıları bunu kabul edip sitemlerinde kullanmaya başlarken bazıları Bitcoin Cashe destek vermeyeceklerini açıkladı ve yollarına Bitcoin ile devam etme kararı aldı. Bu nedenle Bitcoin cash ile işlem yapmak istiyorsanız bu borsalara yönelmelisiniz. Bunun yanında tabii ki gelecekte fiyatının ve son durumunun ne olacağını ise bilmek çok zor.

Bedava Bitcoin Cash Mı Kazancağız?

Bu soru da çok tartışılan bir soru. Genel olarak bakacak olursak Bitcoin Cash'ı kabul eden siteler ile çalışıyorsak kazanacağız olarak bakabiliriz. Şöyle ki hesabımızda 100 Btc varsa 100 tanede Bitcoin Cash'ımız olacak yani ne kadar BTC miz varsa o kadar da Bitcoin Cash bütçemize eklenecek. Fakat duruma bir de şöyle bakanlar oldu ki (onlar da haklı sebeplerle söylüyor) onların da düşüncesi "eğer bitcoin cash bitcoinin fiyatını fazla düşürürse biz beleşe para kazanmayız paramızı kaybederiz" oldu. Yani Eğer  (sayılar örnektir.) 1 BTC'ye 10.000 tl dersek ve btc bitcoin cash çıkınca 9000 tlye gerilerse, Bitcoin cashde 500tl olursa  bizde önceden 10.000 tl varken şimdi 9500tl olmuş olacak ve 500tl kaybetmiş oalcağız, ama düşmezde 10.000 tlde kalır Bitcoin Cash'de 500 tl olursa paramız 10500 tl olacak ve tabii biz de para kazanmış olacağız.
Fakat unutulmamalı ki bunların hepsi Bitcoin Cash'ı kabul eden siteler ve borsalar için geçerli. Kabul etmedi ise size herhangi bir şey gelmeyecek. 

Bu Hızlı Yükselişin Sonu Hızlı Bir Düşüş Mü Olur?

Bu konuyu uzun uzun araştırdım fakat bu konuda net bir sonuç elde etmek mümkün değil. Hızlı yükselişin en büyük nedeni olarak SegWit'in sorunsuz olarak tamamlanması olarak bakılıyor. Bunun yanında Bitcoin'e olan güvenin hızla artması ve gerekten sorunsuz bir sistem olduğunu kanıtlamaya başlaması da diğer sebepler arasında gösteriliyor. Fakat başta da belirtiğim gibi bu konu hakkında kesin bir çıkarımda bulunmak mümkün değil. Bu sabah 642 ₺'lik bir düşüş olduğunu da gördük. Fakat on 1 haftadır olan yükselişte orta da bu nedenle bu konuda net bir şey söylemek imkansız.

Neler Yapmalıyız?

Neler yapacağımız da tamemen kendimizin bileceği bir iş. Unutmamalıyız ki söz konusu olan şey bizim paramız. Bu parayı belki artıracağız belki de hepsini tek seferde kaybedeğiz. Bu riski alabilir miyiz önce buna bakmalıyız. Bunun yanında tabii ki bu işe direk evimizi arabamızı satıp dalmamalıyız. Hatta 100-200 tl gibi gitse de üzülmeyeceğimiz paralar ile bu işe girip alım nedir, satım nedir, yükselince ne yapmalı, düşünce ne yapmalı, işlemler nasıl yapılıyor bunlara bakmalı. Hangi durumlarda BTC'nin değeri yükseliyor hangi durumlarda düşüyor bunları gözlemlemelisiniz. Sonra işe başladığınız o 100-200tl gibi bir para arttı mı yoksa azaldı mı buna bakmalı ve büyük meblağlar ile girmeyi bundan sonra düşünmelisiniz.

Dikkat

 Her yazımda olduğu gibi bu yazımda da bir kez daha hepinizi uyarmak istiyorum ne Bitcoin ne de Bitcoin Cash konusunda bende dahil kimseye güvenmeyin. Ne olursa olsun kendiniz araştırın, soruşturun, hesaplayın ve en doğru olanına karar verin. Körü körüne bir kişiye inanmayın.


Yazımda eksik gördüğünüz veya hatalı bulduğunuz kısımları yorum olarak yada iletişim bölümünden bana bildirmeniz durumunda en kısa sürede düzelteceğim. 


  Blog açarken aklımıza en çok takılan sorulardan biride " açıyorum ben bu bloguda ne paylaşacağım acaba"dır. Açarken daha ilk aşamada aklımıza takılır bu soru. Çünkü blog denilince herkesin aklına kişisel bir sayfa gelir ve bu sayfa "bizi" yansıtır. Bizi yansıyan bir sayfada da her şeyin en iyisinin, en doğrusunun olmasını isteriz.
   Aslında blog kelimesini sadece şu konu yazılır diye kısıtlamak mümkün değil hatta bence bir hatadır. Blog bizim için açılmış yazılmayı bekleyen boş bir sayfadır. Bu nedenle asla konu sınırlaması yapılıp blog açtıysan sadece şunları yazabilirsin denmemelidir. Şimdi biraz daha konuya dönecek olursak blogumuzu istediğimiz konuda tutabiliriz. İstersek kişisel bir blog tutabilir, istersek bir teknoloji blogu yazabilir yani kısaca istediğimiz konuda yazılarımızı yazabiliriz. Burada önemli olan iki nokta vardır benim için bunlar;

  1. Blog açıldığı kategoriye sadık mı. (yani her konu birbirine girmiş mi?)
  2. Yazılar kaliteli mi? 
Bu iki madde bence bloglar için sorulması gereken iki sorudur. Bir blog her konuda yazmak yerine bir konuda yazar ve bu yazıları da "hakkıyla" yazarsa o zaman o iyi bir blogdur. 

Banunundunyasi.com sitesinin sahibi Banu Özkan Tozluyurt    ile yaptığım kısa röortaj;




1)Blog Yazmaya Nasıl Başladınız?2005 yılında bir seyahat için Almanya'daydım ve bir arkadaşım "blog" diye bir şeyden bahsetti. Biraz inceledim ve hoşuma gitti. Hemen orada kendime o zaman, blogspot tabanlı bir blog açtım ve ilk olarak da Almanya seyahatimi yazdım. Hatta yazdığım masada lacivert bir örtü vardı, rengi çok güzeldi. Blogumun adını o an LACİVERT koymuştum. 
2)Herkese blog yazmayı önerir misiniz?Kesinlikle öneriyorum. Bir kere çok önemli bir arşiviniz oluşuyor. İlk kitabımı 2010 yılında blog yazılarımdan derleme yaparak çıkarmıştım. Geleceğe dair bırakacağınız en güzel şey.
3)Blog yazarken karşılaştığınız zorluklar nelerdi?
 Bunları nasıl aştınız?
Çok fazla zorlukla karşılaştım diyemem ama adından belli olduğu üzere, dünyamı paylaşıyorum. Bu nedenle çevremden zaman zaman özelimi paylaşmak konusunda tepki alıyordum. Fakat sonradan gördüler ki, bana özel sırları değil, benim yaşadığım ama herkesi ilgilendiren ya da etkileyen şeyleri yazıyorum. 
4)Neden blog yazıyorsunuz?Kendini yazarak çok daha iyi ifade eden bir insan olduğum için, kitap/roman yazdığım için bana bir disiplin sağladığından, arşiv için...
5)Çevrenizde sizden görüp/etkilenip blog yazmaya başlayan oldu mu?ÇOK.
6)Blog yazmaya başladığınızda çevrenizin tepkisi ne oldu?Çok teşvik ettiler çünkü yazdıklarımı okurken kendileri yaşamış gibi hissettiler.
7)Blog yazısına başlamadan önce yaptığınız hazırlığı kısaca anlatır mısınız?Bu yazacağım şeye bağlı. Bilgilendirme amaçlı ise çok ciddi araştırmalar yapıyorum ve kaynak tarıyorum. Gezi yazısı ise özellikle farklı noktaları nasıl anlatabilirim diye araştırma yapıyorum. Zaman zaman video çekimleri yapıyorum


 Önümüzde geçen yılda yaşadığım ygs/lys dönemine ait yaptıklarım, yapmadıklarım, yapılması gerekenler üzerine kısa bir yazı yazmak ve bu yolda neleri yaparsak başarılı olup, neleri yaparsak başarısız olacaklarımızı kısaca özetlemek istiyorum.  Bu konuda yüzlerce eğitimci binlerce yazı yazmış bulunmakta ben ise daha çok bugün böyle çalışın şu gün şöyle yapın demekten çok başıma neler geldi neler yapmadım, neler yaptım, neler yapmalıydım gibi konulara değineceğim.




İlk olarak adettendir her yerde görebileceğiniz ve gerçekten yapılması gerekenler ile başlayalım;

  1. Program oluşturmalı ve bu programa uymalıyız.
  2. Sosyal hayatımızı 1 seneliğine de olsa kısıtlamalıyız.
  3. Sosyal medya ve internet kullanımımıza bir sınır getirmeliyiz.
  4. Sadece sevdiğimiz ve yapabildiğimiz derslere çalışmak yerine yapamadığımız konulara yönelmeliyiz.
  5. Dikkatimizi dağıtacak metaryelleri ders çalışma alanımızda bulundurmamalıyız.
  6. Son gün, ilk gün, haftanın ilk günü gibi bahaneler ile dersten kaçmamalıyız.
  7. Yapamayacağımız planlar oluşturmamalı ama yapamam diye günün %10 unu derse ayırıp gerisini boşa kullanmamalıyız.
  8. Hedefimizi belirlemeli ve bu yönde çalışmalıyız. 
  9. Televizyon, bilgisayar, internet, telefon gibi bizi dersten koparacak ve dikkatimizi dağıtacak cihazlardan uzak durmalı hatta mümkün ise sosyal medya hesaplarımızı bu dönem boyunca kapatmalıyız.
  10. Kız arkadaş/ erkek arkadaş ilişkilerini bu sene düşünmemeliyiz. Tabii ki bir arkadaşınız varsa gidip "laan ben ders çalışacağım. Buraya kadarmış" değip ayrılın demiyorum. Bu aklınızın ona daha çok takılmasına sebep olur ama gidip -özellikle de erkeklere söylüyorum- karşı cins peşinde koşmayın. Olan arkadaşınıza ayırdığınız amanı azaltın. Özellikle de ikinizde sınava çalışacaksanız bu daha iyi çünkü ikinizde birbirinizi anlayacaksınızdır ve az görüşmenizde sorun olmayacaktır. 
Bu yolda bunları yapmak bana da başta çok sıkıcı geliyordu bunu kabul etmem gerek. Özellikle yaz aylarının gelmesi ile hiç ilgilenmediğim kuşların uçması bile dikkatimi çekmeye başlamıştı. Ders çalışmak dışında her şey mantıklı geldiği bir dönem de olmadı değil. Bunları bizzat ben de yaşadığım için çok da bu konuda konuşamayacağım ama burada unutmamamız gereken bir şey var o da "bir yıl kendimizi kapatıp dersimize vermezsek ömür boyu mutsuz olacağımızdır." Sadece 1 yıl olduğunu düşünüp geriye kalan hayatımızı mutlu olarak geçirmemiz için bunları yapmamız gerektiğini unutmamalıyız. 


Dikkatim Dağıldığında Ne Yapmalıyım?

Bu da en çok sorun yaşadığım konulardan biriydi. Özellikle bahar aylarının gelip insanların dışarı çıkmasıyla, çevremdeki arkadaşlarımın hadi ya biraz da şunu bunu yapalım demesiyle insanın aklı ders dışında her yöne kaymıyor değil. Fakat dikkatimizi toplamamız gerektiğini de aklımızdan çıkarmamalıyız ve dikkatimiz dağıldığında;
  1. Dikkatimizi dağıtan sebepleri ortadan kaldırmalıyız.
  2. Beynimizi saçma sapan sorular ile meşgul etmemeliyiz.
  3. Düzenli kitap okuyun. Bu dikkatinizi toplamanızı sağlayacaktır. Tabii bunu son yıl yapmanız zor olacağı için bu alışkanlığı baştan edinmiş olmanız size bu dönemde büyük avantaj sağlayacaktır. (Tabii burada kitap okumak bom boş okuyup geçmek değil anlayarak, notlar alarak okumanız önemli olan)
  4. Dikkatinizi toparlamak istediğinize ve o dersi çalışmak istediğinize kendinizi inandırın. Eğer kendiniz inanmazsanız ne olursa olsun dikkatinizi toparlayamazsınız.
  5. Hafıza egzersizlerini yapabilirsiniz.
  6. Her ortama uyum sağlayın. Unutmayın ki evinizdeki ortam sınavda olmayabilir. Sınava gireceğiniz okul çok merkezi bir yerde olabilir ve o araba sesleri çok rahatsız edebilir veya tam tersi sesli bir ortamda çalışmaya alışkınsanız sessiz ortamda afallamamak  için her ortama alışın
Dikkatinizi toplamanız da en önemli etken tabii ki ders çalışacağınız gerçeğini kabul edip kendinizi bu yönde odaklamaktır. Eğer siz kendiniz çalışacağınıza ve dikkatinizi toplayacağınıza inanmıyorsanız, kendinizi buna ikna etmemişseniz zaten ne yaparsanız yapın boşuna uğraşmış olacaksınızdır. Bu nedenle ilk olarak kendimizi ikna etmeliyiz. 

Ders Çalışma Düzeni Nasıl Olmalı?

Bu konuda bir çok eğitim sitesi kendi programını hazırlıyor. Benim önerim bunların hepsini indirin. Sonra kendi eğitim tarzınızı bulun yani siz okuyarak mı anlıyorsunuz, yazarak mı anlıyorsunuz, test çözerek mi anlıyorsunuz bunu keşfedin. Daha sonra bu programlardan kendinize uygun olanı seçin. Hatta burada önerim hazır program yerine kendi programınızı hazırlamanız olacaktır. Böylelikle kendinize en uygun programı hazırlamış ve en verimli şekilde çalışmış olursunuz. Artık bu lafı onlarca kez duydunuz ama bir kez daha tekrar etmek istiyorum "verimsiz 10 saat çalışacağınıza verimli 5 saat çalışın yeter". Yani boş boş test çözüp, konuyu okuyup geçmek yerine konuyu okuyun gerçekten konuyu anladığınızdan emin olana kadar videolarını izleyin, konu anlatım kitaplarına çalışın ve bol bol konu hakkında test çözün. Yazarak anlıyorsanız konuların kısa kısa özetlerini çıkarın. Yani çalışma düzeninizi siz belirleyin ve ona uyun!

Hangi Dönemlerde Dikkatim Dağıldı?

Kendime gelecek olursam benim dikkatimin en çok dağıldığı dönem baharın gelmesi ve yaz tatilinin yaklaşması oldu. Okuldaki sınavların artması, küçük sınıfların ders çalışmayı bırakıp dışarıya fırlaması, evin çevresindeki çocukların ve tabii ki doğal olarak seslerin artması ile insan ister istemez dikkatini bozuyor. Böyle bir durumda yapmamız gereken tabii ki yukarıdakiler.

Verimli Ders Nasıl Çalışılır?

  1. Derli toplu bir alanda çalışın.
  2. Hep aynı dersleri çalışmayın. Sevdiğiniz dersi çalışıp diğerlerini boş vermeyin.
  3. Konuları tam bilmeden test çözmeye geçmeyin. Bu moralinizi bozar.
  4. Planınızı yapmalı ve uymalısınız.
  5. Zamanınızı en iyi şekilde planlayın. Sosyal aktiviteleri 2. plana çekin.
Aslında verimli çalışma kişiden kişiye değişmektedir. Bu nedenle net tabirlerle şunları yapın bunları yapmayın demek zor. Başta da belirtiğim gibi herkesin anlama biçimi farklı bu nedenle temel şeyler dışında nasıl çalışacağınızı siz belirleyin. Fakat burada dikkat etmeniz gereken iki nokta var
  • Birincisi asla planlarınızda dersi ikinci plana atmayın veya çok abartıp uyamayacağınız programlar hazırlamayın.
  • İkincisi ise kendi planınıza uyun. Dur bir günden birşey olmaz dediğiniz gün o planın tamamı yalan olur ve 1 -2 1-2 derken bir bakarsınız plan öylece duruyor ama sınav gelmiş de sizi bekliyor olur. 
==> Burada ufak da bir notum olacak. Bu dönemde kimsenin sözüne aldanmayın. Yok sınavı Tubitak hazırlamış yok Nasa soru eklemiş vb diyenlere bakmayın. Bunlar doğru olsa bile adamlar size özel soru hazırlamıyor hepinize aynı sorular soruluyor. Bu nedenle siz sadece çalışmanıza bakın.

  Sosyal medya kullanımı giderek artıyor. Daha bir kaç ay önce Facebook'un 2 Milyar kullanıcı sayısına ulaşması da bunun en büyük kanıtlarından biri. Durum böyle olunca sosyal medyada da büyük bir okuyucu kitlesi bizi beklemekte. Bu kitleye kendimizi iyi tanıtır, gerekli tanıtımları yaparsak büyük bir kullanıcı kitlesini sitemize çekmeyi başarabiliriz.
 
   Sosyal medya ağlarındaki yönetimizi iyi yapmalı sitemizin sayfasını oluşturmalı, yazılarımızı tweetlemeliyiz.  Unutmamalıyız ki milyonlarca hatta milyarlarca kullanıcı her gün bu ağları okuyor. Bu ağlarda dolaşıyor. Böylesine büyük bir kitlenin de içinde elbet bizim de yazılarımızla ilgilenen birileri vardır. Fakat burada önemli olan hangi yazımızı nerede nasıl paylaşacağımızı iyi seçmek. Güzel bir resim galerisi hazırladıysak bunu gidip de Facebook'daki bilgisayar grubunda paylaşırsanız baştan kaybetmiş olursunuz böyle bir yazıyı gidip İnstgramda paylaşırsak da hem güzel bir reklam yapıp hem de  instagram takipçimizi artırabiliriz. Aynı şekilde bilgisayar ile ilgili bir yazımızı gidip de sadece tt listesine girmiş diye alakasız bir yerde paylaşırsak bu hem sizin gözden düşüp bir spamcı olarak görünmenize neden olur. Oysa bu yazıyı gidip bir bilgisayar grubunda paylaşırsak hiç para harcamadan muhteşem bir reklama imza atmış oluruz. Örnekler bunun gibi uzatılabilir. Ama kısaca özetlemek gerekirse sosyal medyayı kullanmakla sadece yazılarımızı paylaşmak yetmiyor. Önemli olan doğru olanı doğru yerde paylaşmak. Rastgele paylaştığımız yazılar bize faydadan çok zarar sağlayacaktır.